Şu siyaset gerçekten keyifli bir olgu. Eğer siyaseti amaç olarak yapmıyor da biraz meraklı olup izliyorsanız, Nesrin Topkapı’ya taş çıkartacak kıvırtma operasyonlarına her daim tanık oluyorsunuz.
Sözüm Kemal Bey’e, Kemal Kılıçdaroğlu’na. Ve tabii ki referandumdaki, ‘Evet’ tercihim nedeniyle beni ve benim gibi düşünenleri ‘Vatan Haini’ ilan etmekten hicap etmeyen bir kısım fanatiklerin bugün Kemal Bey’in yaklaşımını nasıl değerlendirdiklerini doğrusu bilemiyorum. Merakla da bekliyorum.
Referandum sürecini çok kısa hatırlarsak, anayasadaki mevcut bazı maddelerin ve bu maddeleri koyan zihniyetin ürettiği statükocu yapıların engellemeleri ile ülkede hiçbir şey yapılamaz durumda idi. Açık ve net olarak durum şu idi:
Bir ülke düşünün, ülkenin neredeyse tamamına yakını Müslüman nüfus. Her türlü dini hak ve vecibelerini, kimsenin özgürlük alanına tecavüz etmeden uygulama hakkına sahip olmaları gerekirken, tıpkı ihtilal ve kurumları gibi, o çağdışı hadiseleri icat eden kimilerinin icat ettikleri ‘Kamusal Alan’ tanımlaması, ülkenin her alanında bir anda boy gösterdi. Herkes ihtilallerden şikayetçi, ihtilal anayasasından şikayetçi ancak söz konusu olan ihtilallerin dayattığı yapı ve bunları koruyan yasaları değiştirmek olunca ortalıkta kimse yok.
Örneğin Süleyman Demirel’i ele alalım. Yıllarca ‘Demokrasi Kahramanı’, ‘Özgürlük Abidesi’, ‘Ispartaküs’ diyerek peşinde koştuğumuz Demirel, hükümette olduğu her dönemde statükodan değil halktan yana tavır koymuş, hak ve özgürlüklerden yana tavır koymuş, ihtilallerle devrildiği her durumda bu tavırları sebebiyle halk tarafından iktidara getirilmişti. Aslında bu sürece o günkü ‘Kurtarıcı’ misyonu yüklenmiş kimliğinin dışında ve dışarıdan baktığında Anayasal anlamda hiçbir çalışma yapmadığını, bir yandan hak ve özgürlükler yönünde talimatlarla uygulama yaptırırken diğer yandan bu özgürlüklerin uygulanmasını engelleyen tüm kurumlarla barışık yaşayarak bunları tamamen ortadan kaldırma düşüncesini hiç tanımadığını açıkça görüyoruz.
Yapmadığı gibi, kendi yapması gerekip de hangi sebeptendir bilenmez yapmadıklarını bir başkasının yapmak istemesine de karşı durması, demokrat kimliğini bir çırpıda çıkarıp atarak yıllarca en ağır hakaretlerde bulunduğu, ‘Din düşmanı, darbeci, halk düşmanı, uğursuz, bereketsiz vsvs’ gibi sıfatlarla itham ettiği CHP’yle aynı safı tutup, ‘Hayır’ diye tutturması yıllarca takiyye yaptığını göstermiyor mu?
İşte referandumda sandığa böylesi bir atmosferde gidildi. Yapılması istenilen değişiklikler sanki, ‘AK Parti’nin meselesiymiş gibi algılatıldı insanlara. Hatta yetmedi, süt, et, benzin gibi aklınıza ne gelirse birçok ekonomik tablo yerel birçok noktada genel politika malzemesi olanlar sırf AK Parti bu işten yıpransın diyerek her konuda ortalığa sıktılar. ‘Bunlar hırsız’ dediler, ‘Ekonomi çöktü’ dediler, ‘Biz geleceğiz, her şey güzel olacak’ dediler. Bir kere de delikanlı olup, ‘Bu işlerin genel politika ya da seçimle ilgisi yok. Bu bir hak ve özgürlük mücadelesidir’ deyip destek olmadılar. Ya da, ‘Biz bu gerekçeyle karşı çıkıyoruz’ diyerek sağlam ve sağlıklı bir gerekçe ortaya koyamadılar, siyasi tarafgirlik hissi ile hareket ettiler.
Şimdi o dönemin baş muhalif aktörlerinden, yürüyen merdivenlere ters binme şampiyonu Kemal Kılıçdaroğlu Bey, geçtiğimiz gün bir açıklama yapıyor. İnanın kulaklarıma inanamadım. Alt yazı okudum, gözlerime inanamadım; ‘Biz 12 Eylül darbesi için yargılanan Kenan Evren’in davasına müdahiliz.’
Pardon, niye?
Ekliyor Kemal Bey, ‘Biz müdahil olmayacağız da kim olacak? En çok mağdur olan biziz, partimiz kapatıldı. İdarecilerimiz hapse atıldı. Bu nedenle biz de davaya müdahiliz’.
Hoşgeldin Kemal Beeeeey…
Hani Kenan Evren yargılanamazdı? Hani zaman aşımı vardı? Hani referandumda halkı uyutuyorlardı, böyle bir şey yoktu? Hani bu işi yapmak isteyenler yalan söylüyordu?
Hay Allah unutmuşum. Kemal Bey ‘Hayır’ oyu vermemişti ki… Yemin etse başı ağrımaz. Çünkü o kasetle gelmiş bir genel başkan olarak, savunduğu siyasi iradenin tecellisine imkan sağlayacak demokratik hakkı olan oyunu kullanmaktan bile aciz kalmıştı… Yani, oy kullanamamıştı…
Sağlık olsun ne diyelim? Hoşgeldin Kemal Bey demek sanırım yeterli… Ya da günaydın mı diyelim?
*****
Bu hafta Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke daha imza atıldı. Artık, gururla ‘Ben çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, Müslüman bir evlat yetiştirebileceğim’ diyebileceğiz. Lafı hiç uzatmadan, hak kitabımız olan Kur’an-ı Kerim’in okullarda seçmeli ders olarak okutulabilmesi için gerekli kanun hazırlandı. Hoş Kemal Bey, dini siyasete alet ediyorlar diyor ama referandum örneğinde olduğu gibi, iki sene sonra anlar yine bu işin dediği gibi olmadığını. Bir kerede sen alet et Kemal Bey… Ver bizim istediklerimizi bize. Ama karneyle değil!
Bu konuda emeği geçen ne kadar milletin hakiki vekili varsa hepsine teşekkür ediyorum. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve yöneticilerine de yürekten teşekkür ediyor, halkın beklentisi yönünde bir irade ile bu kanunu destekledikleri için kutluyorum.
Kemal Bey belki okumadığı için bilmez ama belki torununa bu dersi seçtirirse o öğrenir. Ne diyor Cenab-ı Hak ayeti kerimede, ‘Allah şüphesiz ki nurunu tamamlayacaktır. Kâfirler istemese bile…’