A.levent ERTEKİN
Sosyolog

Mescid-i Haram'da canlı bomba alarmı Mekke'de facianın eşiğinden dönüldü
Mescid-i Haram'da canlı bomba alarmı Mekke'de facianın eşiğinden dönüldü
İçeriği Görüntüle

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın parti rozetini takarak AK Parti saflarına katılması, yalnızca kişisel bir siyasi tercih olmanın ötesinde, hem İzmir kenti hem de ülke siyasetindeki dengeler açısından derinlikli bir analizi zorunlu kılmaktadır.
İzmir, siyasi tarihi boyunca genel geçer kalıplara sığmayan, tıkandığı noktada kendi alternatifini yaratabilen dinamik bir yapıya sahip olmuştur. Tarihsel süreç incelendiğinde; Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Serbest Cumhuriyet Fırkası’na verilen güçlü destek ve çok partili hayata geçişte Demokrat Parti’ye açılan alan, kentin “merkez ile kurduğu pragmatik ve özgürlükçü ilişkiyi” net biçimde ortaya koymaktadır.
Son yıllarda ise İzmir, ticari potansiyeli, kültürel zenginliği ve yerel yönetim anlayışıyla belirgin bir idari kıskacın içerisine girmişti. Kronikleşen altyapı sorunları, şehir içi trafiğin her geçen gün karmaşıklaşması, temel belediyecilik hizmetlerinin (çöp toplama, çevre düzenlemesi vb.) bile aksaması ve yaklaşan muhtemel bir deprem karşısında kentsel dönüşümün ertelenmesi, şehri ideolojik bir illüzyonun gölgesinde bıraktı. Hizmet üretmeyen fakat ideolojik söylemlerle yönetimsel makamları korumayı hedefleyen yapı, kentin geleceğini ipotek altına alma riski taşıyordu.
Cemil Tugay’ın çıkış noktası incelendiğinde, bu hamlenin arkasında yatan temel motivasyonun kentsel sorumluluk olduğu görülmektedir. Seçildiği kentte problemler yıllarca halının altına süpürülmüşse, belediye imkanları organizeli yapıların ve aksayan idari sistemlerin baskısı altına girmişse ve mensup olunan parti içi ihtilaflarla derin bir kamplaşmaya evrilmişse; yerel yöneticinin önünde iki yol kalır: Ya bu ataleti kabullenmek ya da kente nefes aldıracak radikal bir irade ortaya koymak.
Tugay, “En iyi siyaset hizmettir” anlayışıyla hareket ederek kentin geleceğini kişisel siyasi konforunun önüne koymuştur. Özellikle yapısal dönüşüm bekleyen ve %80’e yakını muhtemel bir deprem riskine karşı kırılgan olan bir şehirde, manevi sorumluluğu üstlenmek ve merkezi yönetimin imkanlarıyla İzmir’i yeniden inşa etmeye yönelmek, tarihsel bir kırılma kararıdır.
Rozet takma töreninin ardından kürsüye çıkan Tugay’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “AK Parti kimsesizlerin kimsesidir” ifadesine yaptığı atıf ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük lider” vurgusu, yeni dönemin ideolojik ve idari zeminini tanımlamaktadır. İzmirli kimliğiyle cumhuriyete sahip çıkmanın “kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışmaktan” geçtiğini belirten bu söylem, ideolojik kutuplaşmayı hizmet siyaseti üzerinden aşma niyetini gösterir.
Bu gelişme, taraflar açısından hem önemli imkanlar hem de aşılması gereken hassas dengeler barındırmaktadır:
Tugay ve İzmir Açısından: Şehrin tıkanan altyapısını, ulaşım ağını ve kentsel dönüşüm süreçlerini merkezi idarenin desteğiyle hızlıca çözüme kavuşturma şansı doğmuştur. İzmir, ideolojik tartışmaların gölgesinden çıkarak yeniden vizyoner projelerle anılabilir.
AK Parti Açısından: Yıllardır ideolojik bariyerler nedeniyle ulaşılmakta zorlanılan İzmir seçmenine, doğrudan belediye hizmetleri üzerinden ulaşma fırsatı elde edilmiştir.
Bununla birlikte, sürecin en kritik virajı organizasyonel alanda yaşanacaktır. Kentin idari kadrolarının yeniden yapılandırılması süreci en büyük sınavdır. Parti içerisinde ve kamuoyunda dile getirildiği üzere; liyakatli, ehil ve kenti dert edinen kadroların iş başına getirilmesi hayati önem taşımaktadır. Mevcut idari eksikliklerin veya aksaklık yaratan kadroların aynen muhafaza edilmesi durumunda, bunun siyasi faturası yerel ve genel seçimlerde sandığa yansıyabilir.
Cemil Tugay’ın kararı, İzmir’in ideolojik bir kıskançlık ile hizmet üretimi arasındaki seçiminde yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu kararın doğruluğunu ve şehre kazandıracaklarını şüphesiz zaman ve somut icraatlar belirleyecektir. Ancak bugünden bakıldığında; tıkanan kent siyasetine alan açma, büyük felaket risklerine karşı kenti hazırlama ve İzmir’i yeniden imar etme vizyonu, kentsel gelecek adına atılmış stratejik bir adım olarak değerlendirilmelidir.